• Tolga Şirin

Potansiyel Mağdurluk



İnsan Hakları Sözleşmesi, norm ve kararlara karşı soyut olarak başvuru yapılmasına olanak tanımamaktadır.[1] Bu, “Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılama(z).” şeklindeki AYM Kanunu’nun md. 45/3 hükmü uyarınca da böyledir.

Bireysel başvuru hakkı, ulusal hukuktaki Anayasa’ya veya Sözleşme’ye aykırı hükümlerden, herhangi bir doğrudan etkilenme olmaksızın soyut bir şekilde yakınılmasına olanak tanımaz. Bu hak, Anayasa’daki/Sözleşme’deki hakların yorumu için başvuru yapılmasına olanak tanıyan halk davası (actio popularis) açma hakkını da içermez.[2]

Komisyon’a göre:

“Mağdur ve ihlal kavramlarından ve iç hukuk yollarının tüketilmesi yükümlülüğünden anlaşılan odur ki; Sözleşme’yi hazırlayanların tasarladıkları insan hakları koruma sistemindeki bireysel başvuru hakkı, Sözleşme’nin potansiyel ihlalini engellemek için kullanılamaz. Teorik açıdan, sözleşmeci taraflar tarafından üstlenilen yükümlülükleri güvence altına almak için tasarlanan organlar, müdahale ortaya çıktıktan sonraki (a posteriori) ihlallerden başkasını inceleyemez.”[3]

Ana kural, hem İnsan Hakları Mahkemesi hem de Anayasa Mahkemesi yönünden budur fakat bunun istisnası en azından İnsan Hakları Mahkemesi için “potansiyel mağdurluk” durumudur.[4] İnsan Hakları Mahkemesi, bir kişinin, hakkında birel bir tedbir henüz uygulanmış olmasa bile, şu üç durumda, haklarının ihlal edildiğini ileri sürebileceğini söylemiştir:[5]

(a) Kişinin davranışlarını değiştirmek zorunda hissetmesi,

(b) Kişinin soruşturma riski taşıması,

(c) Kişinin mevzuattan doğrudan etkilenen kişiler arasında yer alması.

Ancak bu gibi durumlarda bile eğer bir ulusal hukuk yolu mevcut ise, öncelikle o yola başvurulmalıdır. Örnek verelim: E. M. B./Romanya davasında başvurucu yurtdışında bulunmaktadır. Hakkında 8 yıldır uygulanmayan bir yakalama kararı vardır. Başvurucu, ülkeye girdiği an tutulma riski altında bulunmaktadır ve bu nedenle ülkeye girmek konusundaki davranışını değiştirmek zorundadır. Buna rağmen; başvurucunun, ülkeye girdiğinde, ilgili hukuk yollarına başvurması mümkün görüldüğü için İnsan Hakları Mahkemesi bu başvurucu kabul edilebilir bulmamıştır.[6]

(1) Müdahalenin Etkileme Olasılığı Açıklanmalıdır

Potansiyel mağdurluk iddiasının ileri sürülebilmesi için başvurucuların, müdahalenin kendisilerine etki etme olasılığına ilişkin kanıtları, makul ve ikna edici şekilde ortaya koyması gerekir.[7] Eğer başvurucu bu tür bir bağ kuramazsa, başvurusu “halk davası” (actio popularis) olarak algılanacaktır. Örnek verelim: Ocic/Hırvatistan davasında başvurucunun yakındığı konunun arka planında, komünist sistemden önce sahip olunan mülkiyetlere el konulması yatmaktadır. Sistem yıkıldıktan sonra eski hâle iadeye ve tazminatlara dair bir kanunun çıkartılmıştır. Avukat olan başvurucu, bu kanunun kendisinin ve müvekkillerinin mülkiyet hakkı ihlalini ihlal ettiği iddiasıyla İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Ancak bu olayda başvurucu, kendisinin ve müvekkillerinin bu kanundan ne şekilde etkilendiğini gösteren herhangi bir açıklama getirmemiş, bu nedenle de başvurusu kabul edilebilir görülmemiştir.[8] Bu sonucun nedeni, kanun ile mağdurluk arasında makul bağın kurulamamış olmasıdır. Burada şu notu düşelim: Bu tür bir bağ kurma ve soyut iddialardan kaçınma yükümlülüğü, sadece kanunla ilgili olan potansiyel mağdurluk iddiası taşıyan başvurucular için geçerli değildir. Kanun dışında başkaca tedbirler yönünden de aynı yükümlülük geçerlidir. Bu defa Türkiye’den örnek verelim: Örneğin 2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde çok sayıda kişi, Recep Tayyip Erdoğan’ın durumuyla bağlantılı olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. O dönem başbakan olan Erdoğan’ın makamından çekilmemesinin[9] veya Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra üyesi olduğu partiden çıkartılmamasının[10] ayrımcılık yasağının ihlali anlamına geldiğine yönelik aslında potansiyel mağdurluk temelli iddialar, Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilebilir bulunmamıştır, çünkü bu olaylarda yakınılan şey ile başvurucuların kendi mağdurlukları arasında soyut savların ötesinde bağlar kurulamamıştır. Bu kararlardan çıkartılması gereken ilk ders, başvurucuların mağdur olduklarını söylemekle yetinmemeleri, bu konuda somut açıklamalarda da bulunmalarının gerektiğidir.

(2) Açıklamalar, Makul ve İkna Edici Olmalıdır

Başvurucular, bazen açıklama getirseler bile, sadece basit kuşku veya varsayımlar yeterli değildir.[11] Yine İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından örnek verelim. S.A.S/Fransa davasında burka giyen ve peçe takan Müslüman bir başvurucunun iddiası “Kamu Mekânında Yüzün Örtülmesinin Yasaklanmasına Dair Kanun”un kendisini potansiyel mağdur kıldığıydı. Bu olayda başvurucu hakkında henüz bir ceza uygulanmamış olmasına rağmen, kanunun etki etme olasılığı makul ve ikna edici şekilde ortaya konduğu için başvurusu kabul edilebilir bulunmuştur.[12] Buna karşın; İsviçre Anayasası’nın “minare yasağı” getiren ve halkoylaması ile kabul edilmiş olan hükmünün potansiyel mağdurluk yarattığı iddiaları, başvurucuların yakın gelecekte minare yaptıracak kişilerden olmaması ve bu bakımdan yakın bir risk altında görülmemeleri nedeniyle mağdurluk durumları ikna edici görülmemiş ve başvuruları kabul edilebilir bulunmamıştır.[13]

Konunun daha net anlaşılması için İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadından bir karar çiftine daha değinmek gerekirse; örneğin Soering/Birleşik Krallık kararında, Sözleşme’deki haklara (md. 3 veya 8) aykırı muamele görebileceği bir ülkeye sınır dışı edilmesine neden olacak bir karara karşı yapılan başvuru, henüz karar uygulanmamış olmasına rağmen kabul edilebilir bulunmuştur.[14] Buna karşın; henüz böyle bir resmî kararın dahi olmadığı Vijayanathan ve Pusparajah/Fransa kararında bu potansiyel mağdurluk iddiası, kabul edilebilir bulunmamıştır.[15] Bu kararlardan anlaşılması gereken şey, Mahkeme’nin potansiyel mağdurluk iddiası karşısında, belli ölçüde somutluk aradığıdır. Henüz bir Mahkeme kararı bile yokken mağdurluktan bahsetmek, başvurucuların maul ve ikna edici açıklamaları olmadıkça pek olası değildir.

(3) Benzer Durumdaki Kişilere Yönelik Müdahale Her Durumda “Potansiyel Mağdurluk” Yaratmaz

Öte yandan İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda bir mahkeme kararı olsa da bu kararın başvurucu hakkında olmadığı hâllerde, kararın benzer durumda olan kişiler için de potansiyel mağdurluk yaratacağı iddiasına da mesafeli görünmektedir. Çünkü bir kanunun belli bir kişi için uygulanması, diğer kişiler üzerinde, gerekli ek koşullar bulunmadıkça, potansiyel mağdurluk etkisi yaratmaz. Ağır insan hakları ihlalleri ve geri dönülmesi güç durumlar hariç, her müdahalenin sübjektif etkisi dikkate alınmakta, objektif çıkarımlar kolaylıkla kabul görmemektedir.

Örneğin Rossi ve diğerleri/İtalya kararında, bitkisel hayatta olan bir kişi hakkında verilen karardan, benzer durumda oldukları iddiasıyla yakınan başvurucuların başvurusu kabul edilebilir bulunmamıştır.[16] Türkiye’de de yakın zaman önce bazı ifadelerden dolayı tutuklanan kişilerle aynı ifadeleri kullanan kişilerin tutuklanma riskine binaen “potansiyel mağdur” sıfatıyla başvuru yaptıkları kamuoyuna yansımıştı. Bu sav, somut olayın koşulları uyarınca makul ve ikna edici gerekçelerle desteklenmedikçe, büyük olasılıkla kabul edilebilir bulunmayacaktır.

(4) Bağlayıcı Olmayan Siyasal Tartışmalar “Potansiyel Mağdurluk” İddiasının Kabulü İçin Tek Başına Yeterli Değildir

Bir kamu gücü eylemi veya ihmaliyle ilgili kamuoyuna yansıyan siyasi açıklamalar, ispat hukukunda ve birçok hak yönünden esasa dair ihlal belirlemelerinde dikkate alınan faktörlerdir. Öyle ki “amaçta sapma” (Sözleşme md. 18) gibi durumlarda, bu tür açıklamalara belirleyici değer de atfedilmektedir. Ne var ki konu genel olarak kabul edilebilirlik, özelde de mağdurluk statüsü olduğunda İnsan Hakları Mahkemesi buna mesafeli görülmektedir. Bu konuda dikkat çekici tartışma konusu da henüz uygulama bulmamış olan bir yasanın çıkartılma amacı ve bu çerçevede parlamento görüşmeleri sırasındaki görüşler ve üretilen raporların potansiyel mağdurluk yaratıp yaratmayacağı bağlamında yaşanmıştır. Bu konu, Fédération chrétienne des Témoins de Jéhovah/Fransa kararında ele alınmıştır. Bu olayda Fransa’da bazı vergi kaçakçılığıyla bir kanun çıkartılmıştır. Başvurucu dernek, kanun uyarınca bazı üyelerine yönelik tedbirlerin, kanunun hazırlanmasından önce kurulan araştırma komisyonlarının raporlarıyla ve bu raporlarda üyeleriyle ilgili tespitlerin bulunmasına dayandırmıştır ve söz konusu sürecin Yahova şahitlerine yönelik bir baskılama faaliyeti olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, ihtilaf konusu tedbirlerinin meclis araştırma raporuna dayanmadığı, bu rapor ile ilişkilendirilemediği ve raporun bağlayıcı olmadığı gerekçesiyle bu iddiaları spekülatif bularak reddetmiştir.

(4) İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarındaki Potansiyel Mağdurluk Örnekleri

İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına bakıldığında potansiyel mağdurluk konusunun, gizli tedbirler, doğum, LGBTİ+ bireylere yönelik tedbirler, eğitim ve serbest seçim hakkıyla ilgili konularda gündeme geldiğini görüyoruz. Ancak bu alandaki içtihadi birikim, bu alanlarla sınırlı kalmamak üzere, her geçen gün gelişmektedir.[17] Bu başlığın altında, konuyu biraz uzatmak pahasına, ilgili içtihatların panoroması sunulacaktır.

Mahkeme’nin bu istisnayı geliştirdiği ilk konularda biri, telefon dinleme gibi başvurucuların kendilerine uygulanıp uygulanmadığından emin olamayacakları gizli nitelikteki tedbirlerin mağduru sayılıp sayılmayacağıydı.[18] Mahkeme’nin zaman içinde yerleşik hâle gelmiş yaklaşımına göre; başvurucular, mevzuatın gizli denetim yapmaya olanak tanıdığı alanda yer alıyorlar ve buna karşı bir hukuksal yol bulamıyorlarsa potansiyel mağdur sayılabilirler.[19] Örneğin Iordachi ve diğerleri/Moldova davasında “İnsan Hakları için Avukatlar” isimli hükümet dışı örgütlenmenin üyesi olan avukatların müvekkilleriyle olan iletişimlerinin dinlenmesi ve kesilmesine olanak tanıyan ve maddi güvenceler içermeyen kanun hükümlerine karşı doğrudan doğruya yaptıkları başvuru, İHAM tarafından kabul edilmiş ve ihlal kararı verilmiştir.[20]

Mahkeme’nin potansiyel mağdurluk konusunda erken dönemde ortaya koyduğu kararlardan bir diğeri de Belçika Eğitim Dili Davası’dır. Bu olayda Fransızca konuşan ve farklı yaşlarda çocuklara sahip ebeveynlerin çocuklarına Fransızca eğitim verilmesine engel olduklarını düşündükleri “Belçika'daki Eğitimde Kullanılan Diller Hakkında Kanunun Çeşitli Tezahürleri” hakkında yaptıkları başvuru incelenmiş ve ihlal kararı verilmiştir.[21] Yine, okullardaki eğitim ile ilgili olan Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen/Danimarka davasında okul çağında çocukları olan ebeveynlerin, devlet okullarında cinsel eğitim verilmesini zorunlu kılan kanun hükümlerine karşı yaptıkları başvuru Sözleşme organlarında incelenmiştir.[22] İnsan Hakları Mahkemesi’nin erken dönem kararlardan bir diğeri olan Marckx/Belçika davasında ise bir anne ve evlilik dışı doğan çocuğunun, miras vb. haklar yönünden evlilik dışı doğan çocukları, evlilik içi doğan çocuklara nazaran dezavantajlı duruma getiren kanun hükümlerine karşı yaptığı başvuru da incelenmiş ve ihlal kararı verilmiştir.[23]

Özellikle eşcinselliğin yasaklandığı ülkelerde bu konudaki düzenlemelere karşı yapılan başvuruların “potansiyel mağduriyet” çerçevesinde ele alındığı görülmektedir. Örneğin Norris/İrlanda davasında bugün dahi tanınan bir milletvekili ve İrlanda gey hakları hareketinin kurucusu olan ve gey olan başvurucunun eş cinsel ilişkiye ceza öngören kanun hükümlerine karşı yaptıkları başvuru incelenmiş ve ihlal sonucuna ulaşılmıştır.[24] Buna benzer kararlar daha önceden Dudgeon[25] kararında Birleşik Krallık’a karşı, sonradan da Modinos[26] kararında Kıbrıs’a karşı verilmişti.[27] Vallianatos ve diğerleri/Yunanistan davasında eş cinsel olan başvurucuların, farklı biyolojik cinsiyetteki kişilerin aksine, eş cinseller için “medeni birliktelik” kurumunu düzenlemeyen kanun hükümlerine karşı yaptıkları başvuru da esastan incelenmiştir.[28] Burden/Birleşik Krallık davasında ise uzun yıllardır beraber yaşayan ve evleri üzerindeki hisselerini birbirlerine vasiyet eden iki kardeşin, miras intikali sırasında miras bırakılan kardeşi, medeni birliktelik statüsü içindeki çiftlerin aksine daha ağır miras vergisi yükümlülüğü altında bırakacak nitelikteki kanun hükümlerine karşı yaptıkları başvuru da kabul edilmiştir.[29]

Genelde özel yaşama saygı hakkı ile bağlantılı olarak ele alınıp ihlal kararı verilen bu örneklerin yeni kümelenen bir başka tezahürü de hamile başvurucular ile ilgilidir. Örneğin Ternovszky/Macaristan ve Dubská and Krejzová/Çek Cumhuriyeti davalarında hamile olan başvurucuların, hastanede yapılacak doğumların aksine evde yapılacak doğumlarda profesyonel hekim desteği sağlamayan kanun hükümlerine karşı yaptıkları başvurular kabul edilmiş ve ihlal kararı verilmiştir.[30]

Son olarak bunların dışında, doğrudan doğruya kanunlara karşı yapılan başvuruların, özellikle seçim hukuku ile ilgili olarak gündeme geldiği gözlemlenmektedir. Örneğin Tănase ve Chirtoacă/Moldova davasında siyasetçi olan başvurucuların, çifte vatandaşlığı olan kişilerin milletvekili adayı olmasına engel olan kanun hükümlerine karşı yaptıkları başvuru[31] Shindler/Birleşik Krallık davasında yurtdışında mukim olan bir Britanya vatandaşına, 15 yıldır yurtdışında mukim durumda olmadıkça yabancı ülkedeki yurttaşlara oy hakkın tanımayan kanun hükümlerine karşı yaptıkları başvuru[32] buna örnek gösterilebilir. Sejdic ve Finci/Bosna Hersek davasında da Roman ve Musevi kökenli yurttaşların başkanlık ve parlamento seçimlerinde aday olmalarına engel getiren Anayasa hükümlerine karşı Roman ve Musevi olan siyasetçi başvurucuların yaptıkları başvuru, İHAM tarafından incelenmiş ve ihlal kararı verilmiştir.[33]

(5) Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı

Potansiyel mağdurluk konusunda Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı, İnsan Hakları Mahkemesinden biraz farklıdır. Bu doğaldır, çünkü AYM Kanunu’nun md. 45/3 hükmü uyarınca “Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılama(z).” Dolayısıyla konu, bu yasak çerçevesinde ele alınmaktadır.[34] Örneğin Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi ve Demokratik Sol Partinin, 2015 yılında yapılacak milletvekili genel seçimlerinde 2830 sayılı Milletvekili Seçim Kanunu’nda (md. 33) yer alan “Genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde, geçerli oyların %10’uncu geçmeyen partiler milletvekili çıkaramazlar.” hükmünün kendileri üzerinde potansiyel mağdurluk yarattığı iddiası, bu argümanı haklı gören karşı oylar olmasına rağmen kanunlara karşı başvuru yapılamayacağı gerekçesiyle konu yönünden yetkisizlikle sonuçlandırılmıştır.[35]

Buna karşın, Büyük Birlik Partisi ve Saadet Partisi’nin, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun ek md. 1/5 hükmündeki devlet yardımından faydalanılabilmesi için %3 oranından fazla oy oranına ulaşma şartının düzenlenmiş olmasının kendilerini mağdur kıldığı iddiasını ise kabul edilmiş, fakat esas yönünden ihlal sonucuna ulaşılmamıştır.[36] Potansiyel mağdurluk iddiasının kabul edilmesine yönelik olumlu bir gelişme içeren bu kararın ötesinde Mahkeme, Hülya Potur başvurusunda başvurucunun, potansiyel ve kendisine yaklaşan bir ihlal tehdidi altında olduğunu inandırıcı şekilde açıklaması durumunda mağdur statüsünün bulunduğunun kabul edilebileceğini söyleyerek koşulların bulunması durumunda “potansiyel mağdurluk” yönünden karar verme olasılığını dışlamamıştır.[37] Bu karar, AYM Kanunu’nun md. 45/3 hükmü karşısında Anayasa Mahkemesinin belirli bir çekimserlik çerçevesinde uluslarası insan hakları hukukunun birikimine uzak durmadığını göstermiştir. Üstelik bu eğilim, sonradan da devam ettirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, en son Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz kararında bu yönde bir eğilim göstermiştir. Başvurucuların bir kanuna karşı potansiyel mağdurluk iddiasıyla yaptıkları başvuru, “konu yönünden yetkisizlik” nedeniyle reddedilmemiş, söz konusu kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından norm denetimi yoluyla iptal edilmesi[38] ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi nedeniyle düşme ile sonuçlanmıştır.[39] Mahkemenin başvuruyu “konu yönünden yetkisizlik” nedeniyle reddetmeyip “düşme” kararı vermiş olmasından potansiyel mağdurluk olasılığını dolaylı olarak kabul ettiğini anlamak gerekir.

Sonuç itibarıyla Anayasa Mahkemesi, “potansiyel mağdurluk” kurumunu zımnen kabul etmiştir; ancak diğer birçok konuda olduğu gibi bu konuda da henüz icrai karar almamış veya alamamıştır.

* Atıf için: Tolga Şirin, "Potansiyel Mağdurluk", tolgasirin.com, www.tolgasirin.com/single-post/potansiyelmagruiyet

** Resim, Maggi Hambling'in "Victim-I" adlı eserinden alınmıştır.

[1] Valentin Câmpeanu adına Centre for Legal Resources /Romanya, § 110.

[2] Aksu/Türkiye [BD], § 50; Burden/Birleşik Krallık, İHAM [BD], 13378/05, 29/04/2008, § 33.

[3] Noël Narvii Tauira ve diğerleri/Fransa, İHAM, 28204/95, 04/12/1995, § 112.

[4] Ibid.

[5]Burden/Birleşik [BD], §34. Tănase/Moldova, İHAM [BD], 7/08, 27/04/2010, § 104; Michaud/Fransa, İHAM, 12323/11, 06/12/2012, §§ 51-52; Sejdić ve Finci/Bosna Hersek, İHAM [BD], 27996/06 ve 34836/06, 22/12/2009, § 28.

[6] E. M. B./Romanya, İHAM, 4488/03, 28/09/2010, §§ 38-40.

[7] Segi ve Gestoras Pro‑Amnistia ve diğerleri/Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, İspanya, İsveç, ve Birleşik Krallık (k.k), İHAM [BD], 6422/02 ve 9916/02, 23/05/2002.

[8] Ocic/Hırvatistan, İHAM, 46306/99, 25/11/1999.

[9] Mahmut Tanal (2) başvurusu.

[10] Sabri Ergül başvurusu, AYM, 2014/13265, 08/09/2014.

[11] Segi ve Gestoras Pro‑Amnistia ve diğerleri/Konsey (k.k) [BD].

[12] S.A.S./Fransa, İHAM (BD), 43835/11, 01/07/2014, § 57.

[13] Ligue des Musulmans de Suisse ve diğerleri/İsviçre (k.k), İHAM, 66274/09, 28/06/2011; Ourdiri/İsviçre (k.k), İHAM, 65840/09, 30/06/2011.

[14] Soering/Birleşik Krallık, İHAM, 14038/88, 07/07/1989.

[15] Vijayanathan ve Pusparajah/Fransa, İHAM, 17550/90 ve 17825/91, 27/08/1992, § 46. Başvurucuların iradi olarak sınır dışına çıktığı örneklerde de potansiyel mağdurluk kabul edilmez. Örn. bkz. Agalar/Norveç, İHAM, 55120/09, 08/11/2011.

[16]Rossi ve diğerleri/İtalya, İHAM, 55185/08, 16/12/2008.

Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında farklı bir örnek için bkz. D. ve diğerleri/Birleşik Krallık, İHAM, 38000/05, 12/02/2008.

[17] Örgütlenme özgürlüğü yönünden kabul edilebilir bulunmayan potansiyel mağdurluk iddiaları konusunda bkz. Jensen ve Rasmussen/Danimarka, İHAM, 52620/99, 20/03/2003.

[18] Klass ve diğerleri/Almanya, İHAM, 5029/71, 06/09/1978.

[19] Roman Zakharov/Rusya, İHAM [BD], 47143/06, 04/12/2015, §§ 173-78.

[20] Iordachi ve diğerleri/Moldova, İHAM, 25198/02, 10/02/2009, § 35.

[21] “Belçika'daki Eğitimde Kullanılan Diller Hakkında Kanunun Belli Tezahürleri Hakkında” Dava/Belçika, İHAM, 1774/62, 23/7/1968.

[22] Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen/Danimarka, İHAM, 5095/71, 07/12/1976, §48. Eğitim özgürlüğü yönünden potansiyel mağdurluk iddiasının reddedildiği bir örnek için bkz. Skender/Makedonya, 62059/00, 22/11/2001.

[23] Marcx/Belçika, İHAM, 6833/74, 13/06/1979, § 27. Karş. Fabris/Fransa, İHAM [BD], 16574/08, 07/02/2013.

[24] Norris/İrlanda, İHAM, 10581/83, 26/10/1988, § 31.

[25] Dudgeon/Birleşik Krallık, İHAM, 7525/76, 22/11/1981, § 41.

[26] Modinos/Kıbrıs, İHAM, 15070/89, 22/04/1993, § 24. Bu düzenlemenin ceza normu olup olmamasına bağlı olarak meseleye farklı bakılması gerektiği yönündeki görüş için bkz. Yargıç Matscher’in muhalefet şerhi.

[27] Ayrıca farklı yaşlar için farklı yaptırımlar konusunda bkz. S.L./Avusturya, İHAM, 45330/99, 09/01/1999.

[28] Vallianatos ve diğerleri/Yunanistan [BD], § 50. L./Litvanya kararında, Bir transseksüelin cinsiyet değiştirme ameliyatı yapabilmesi ve resmî belgeler üzerinde cinsiyetini değiştirebilmesi için gerekli olan mevzuatın yetersizliği ihlal olarak görülmüşse de, bu kişinin başvuru sırasındaki partneriyle gelecekte evlilik kuramayacak olması yönünden potansiyel mağdurluk iddiası erken başvuru sayılmıştır. Bkz. bkz. L./Litvanya, İHAM, 27527/03, 11/09/2007, § 64.

[29] Burden/Birleşik Krallık [BD], § 35.

[30] Ternovszky/Macaristan, İHAM, 67545/09, 14/12/2010; Dubská ve Krejzová/Çek Cumhuriyeti, İHAM [BD], 28859/11 ve 28473/12, 15/11/2016, § 101.

[31] Tanase ve Chirtoaca/Moldova, İHAM, 07/08, 18/11/2008, § 74.

[32] Shindler/Birleşik Krallık, İHAM, 19840/09, 07/05/2013, § 86. Başvurucu 5 Mayıs 2010 tarihinde yapılan seçime katılamamasından yakınsa da bu duruma karşı herhangi bir başvuru yapmadığı için doğrudan kanuna karşı bireysel başvuru yapmış görülebilir.

[33] Sejdić and Finci/Bosna Hersek [BD].

[34] Ayrıntılı bilgi için bkz. Şirin, Türkiye’de Anayasa Şikâyeti, s. 286 vd.

[35] Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi ve Demokratik Sol Parti başvurusu, AYM [GK], 2014/8842, 06/01/2015.

[36] Büyük Birlik Partisi ve Saadet Partisi başvurusu, AYM, 2014/8843, 10/12/2015, § 31-32.

[37] Ayşe Hülya Potur başvurusu, AYM, 2013/8479, 06/02/2014, § 23.

[38] AYM, E. 2014/149, K. 2014/151, 02/10/2014.

[39] Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz başvurusu, AYM, 2014/15571, 05/04/2018, §§ 17-21.

#potansiyelmağdur #anayasamahkemesi #bireyselbaşvuru #avrupainsanhaklarımahkemesi #kanunakarşıbireyselbaşvuru #kanunakarşıbaşvuru

255 görüntüleme

Telefon/Faks

T: 216 349 84 00

F: 216 338 77 10 
 

  • facebook
  • Twitter Clean
  • w-googleplus

Sosyal Medya Takip:

 

© 2014 by Tolga Şirin