top of page
Ara
  • Tolga Şirin

Kutadgu Bilig’den Anayasa Dersleri (Almasını Bilene)



Yusuf Has Hacib’in adını en azından lisede, edebiyat derslerinde duymuşsunuzdur. Az bilenler karıştırıyor olabilir: “Has Hacib”, yazarın adının bir parçası değil, aslında bir unvan. Bugünün kavramlarıyla konuşursak, bir nevi “baş danışman” anlamına geliyor. Balasagunlu Yusuf, bu “baş danışman” sıfatını, 1070’de Karahan hükûmdarı Ulu Buğra Han’a sunduğu bir eserle kazanıyor.


Eserinin adını, eminim ki çoğu okurumuz anımsıyordur ama ben yine de hatırlatayım: Kutadgu Bilig.[*]


Kut, eski Türklerde, “Tanrının onadığı mutluluk, şans, talih ve de devlet” anlamlarına geliyor. Kutadgu Bilig sözcüğü de bir bakıma “mutluluk veren bilgi”, diğer bir bakıma “devlet rehberi” gibi bir anlam taşıyor. Bu ikili anlam, aslında devletin, halk için var olduğunu; iyi yönetilen bir devletin, halka mutluluk getireceği mesajını içeriyor.

Böyle bakınca Yusuf, ABD Bağımsızlık Bildirgesi’nin hemen başında, insanların doğal haklarından sayılan “mutluluğu arama hakkı”na, neredeyse bin yıl öncesinden dikkat çeken bir erken haberci gibi.


Ne mutlu ona… Fakat Türkiye’nin “Dünya Mutluluk Endeksi”nde 8 basamak daha gerileyerek 112’nci sıraya düştüğünü hesaba katacak olursak, ne yazık günümüzün “devlet büyükleri”ne…


“Kut” diyorduk, devam edelim… Sözcüğün şans anlamı, devlet yönetiminin bir talih işi olduğunu da imler. Türk masallarında Hüma Kuşu’nun gölgesi, devletin başına geçecek kişinin üzerinde belirir. Bu mitolojinin, Osmanlı’da devleti yöneten heyete “Dîvân-ı Hümâyun” denilerek yaşatılması boşuna değildir.


Yani devletin başına geçmek, herkese nasip olmayan bir fırsattır. Bu yüce talih, insanın başına bir kez konar ama daimî kalmaz. Nasıl ki bir kuş daldan dala konarsa, yönetim de elden ele geçer. Yine o sebepledir ki, devlet sözcüğünün kökeninde “tedavül” (تداول), yani “elden ele geçmek” vardır.


Bu nedenle, bakmayın siz “ben gidersem devlet çöker” dendiğine…


Gerçi devlet hiç çökmez mi, tabii ki çökebilir. Ama birileri gittiği için değil; aksine, töre (yani hukuk) kaybolduğu için…


Yusuf bunu, bir döngüyle anlatır:


“İl tutmak için erat ve ordu gerek

Eratı tutmak için de mal davar gerek

Bu malı elde etmenin gereği halkın zengin olmasıdır

Halkın zenginliği için ise doğru yasalar konmalıdır”


Yani devletin korunması için asker; asker için zenginlik, zenginlik için müreffeh bir halk, halkın refahı için de adalet gerekir.


Osmanlılara “Adalet Dairesi” diye geçen bu döngünün kalbinde hukuk vardır. Hukukun cakutadgu-bilig-den-anayasa-dersleri-almasını-bilenen düşmanı ise baskı ve zulümdür.


Yusuf’un dönemdaşı Kâşgarlı Mahmut’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’te aktardığı eski bir Türk atasözünde de dendiği gibi: “Zulüm kapıdan girince hukuk bacadan kaçar.” (Küç eldin kirse törü tünlükten çıqar). Bu nedenle de “devletten bile vazgeçilir ama hukuktan vazgeçilmez.” (El qaldı törü qalmâs)


Zira:

“Yanan ateştir zorbalık, yaklaşan yanar

Hukuk sudur, akarsa nimet yetişir

Ey bilge! Yurda uzun süre egemen olmak istersen

Yasayı doğru yürütüp halkını korumalısın

Yasayla devlet büyür ve düzenlenir dünya

Zorbalıkla devlet eksilir ve bozulur dünya

Zorba, birçok sarayı bozdu gücüyle

Sonunda öldü, kendi açlık içinde”


Alın size “hukuk devleti” konusunda derin mi derin bir ata öğüdü… Üstelik bu öğüt, hukuk devletinin içeriksiz ve soyut bir yansıması değildir, içini eşitlikle doldurur:


“Gerek oğlum olsun, yakın ya da yabancı

Gerek yolcu olsun, konup geçici

Yasada ikisi de bana birdir

Karar verirken farklı değildir

Bak bu beyliğin temeli doğruluktur

Doğrulukla beyler dirlik bulur”


Dahası var.


Bugün anayasa hukuku dendiğinde, hemen akla gelen şey, “kontrol ve denge mekanizmaları” (checks and balances) olur. Hattâ yasama, yürütme ve yargının bir denge içinde kalması ve keyfî ellerde toplanmaması gerektiği salık verilir.


Yusuf da çağlar öncesinde, dikkatli gözler için farklı bir şey söylemez:


“Üstünde oturduğum bu kürsü

Ey gönlümü doyuran, ayağı üçlü

Üç ayaklı şeyler devrilmeden durur

Üçü düz durdukça dengede olur

Eğer üç ayaktan eğrilirse biri

Kayar ikisi de, uçar üzerindeki”


Almasını bilene, yasama yürütme ve yargı şeklindeki üç erkin tek kişinin elinde birleştiği günümüz örnekleri için ne ibretler var bu dizelerde…


Uzatabiliriz ama burada duralım.


Fakat son olarak şunu söylemeden etmeyelim. Bir de öngörüsü var Yusuf Has Hacib’in, yazıyı onunla tamamlayalım:


“Zorba kişi devleti uzun süre yönetemez

Çünkü halk zorbalığı kaldıramaz”


Göreceğiz bakalım.

[*] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, Ayşegül Çakan (çev.), (Türkiye İş Bankası Yay., 13. Baskı, 2022).

4 Comments


Tolga Yildirim
Tolga Yildirim
Apr 10

Sn. Hocam, çok güzel bir yazı elinize sağlık. Sadece "Osmanlı'da "Adalet....." diye başlayan paragraftaki yazım hatasını düzeltme imkanınız olur mu? Elinize sağlık. Umarım modern hukuktan olmasa bile Kutadgu Bilig'ten ders alınır.

Like

Ozan Baş
Ozan Baş
Mar 02, 2023

1000 yıl önceki orta çağ mantığı ile hukumdarlarin gozune girmek icin yazilmis eserlerle bugünü kıyaslamak basit tabirle anakronizmdir. Eseri inceleyenin eseri değerlendirmeden önce belirli onyargilarla eseri okuduğu çok bariz. Elestirmenin kendi görüşünü ispatlamak saiki ile adeta kendi fikirlerini doğrulamak icin gerekçe aradığı ve Algida seçicilik yoluyla oradan kendine paye biçtigi kanaatindeyim. Bu eserden " hukuk devleti" nasihati ve " amerikan bağımsızlık bildirgesinin özü " anlamı çıkarmak çok zorlama ve tembelce bir yorum olur. Elinde çekiç olan bir kişi gördüğü her şeyi çivi sanarmis. Galiba eleştirmenin elinde hukuk devleti çekici var.

Like
Tolga Yildirim
Tolga Yildirim
Apr 10
Replying to

Eleştirmenin elinde hukuk devleti çekici var mı bilmem de, sizin bu yazıdan neden rahatsız olduğunuz gayet sarih kanımca...

Like
bottom of page