• Tolga Şirin

YÜKSEK SEÇİM KURULU VE SEÇİMLERİN İPTALİ

En son güncellendiği tarih: 15 Nis 2019



31 Mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçimlerden bu yana, başta İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçimlerinin sonuçları olmak üzere, seçim sonuçları epeyce tartışma konusu oldu. Bu sonuçlara karşı itirazlar ve seçimlerin iptali olasılığı hâlâ gündemin en önemli başlıklarından birini oluşturuyor. (Ben İstanbul'da ve/veya Büyükçekmece'de seçimlerin iptal edilmesi koşullarının bulunmadığı düşüncesindeyim).


Bu konuda farklı çevreler farklı analizlerde bulunuyor. Gördüğüm kadarıyla bu analizlerde bazı bilgiler yanlış aktarılıyor. Bu nedenle, süreç devam ederken, elimdeki bazı ders notlarımı paylaşmanın anlamlı olacağını düşündüm. Metin tamamlanmamış olsa da paylaşmayı anlamlı gördüm.


***


Türkiye’de herhangi bir seçimin iptal edilmesi hukuksal olarak mümkündür. Bu konudaki yetki Yüksek Seçim Kurulundadır (YSK). Bu, Anayasa’nın YSK’ya tanıdığı genel yetkinin bir sonucudur. Nitekim Anayasa’nın 79’uncu maddesine göre:

“Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.

Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.”


Anayasa’nın aynı maddesinin devam eden fıkrası uyarınca “Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.” Anayasa’nın bu sözüne uygun olarak seçimlerin iptaline ilişkin YSK’nın görev ve yetkileri, 2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanunu (md. 39), 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun (md. 25) ve bu kanunların atıf yaptığı 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Seçimlerin iptali için özellikle odaklanacağımız düzenleme, bu son söylediğim kanundadır.


298 sayılı Kanun’un konuyla ilgili hükmü 130’uncu maddededir.[1] 1'inci fıkrası 6 bent hâlinde "olağan itiraz" yolunu, 6'ncı fıkrası herhangi bir süre kaydına tabi olmayan "tam kanunsuzluk" yolunu düzenleyen 130'uncu maddenin 3'üncü fıkrası "olağanüstü itiraz" yoluna yer vermiştir. Bu fıkrada, itirazda bulunabilecek kişiler, itirazın usulü, süresi ve konusu düzenlenmiştir. Söz konusu öğelere, (özellikle de gündemde olduğu için "olağanüstü itiraz" bağlamında) Yüksek Seçim Kurulu kararları merceğiyle yakından bakılması, seçimlerin iptali koşullarının da anlaşılmasına yardımcı olacaktır.


Bu çalışmada bu koşullar ortaya konulmaya çalışılacaktır.


I. İtirazda Bulunabilecek Kişiler

298 sayılı Kanun’un 110'uncu maddesi uyarınca "kanunda gösterilen kurulların veya kurul başkanlarının kesin olmayan kararlarına karşı, seçme yeterliliğine sahip yurttaşlar, siyasi partiler veya bunların tüzüklerine göre kuruluş kademelerinin başkanları veya vekilleri, müşahitler, adaylar ve milletvekilleri itiraz edebilirler."


Aynı Kanun'un 130'uncu maddesinin 3'ncü fıkrasında ise olağanüstü itirazda bulunabilecek kişiler düzenlenmiştir: "Siyasi partilerin il başkanları, genel merkezleri veya bağımsız adaylar".


Gündemdeki itiraz yollarına sadece bu özneler başvuru yapabilir. Diğer kişilerin itirazları, itirazın esası incelenmeden reddedilir. Örneğin 1999 yerel seçiminde Adana İl Genel Meclisi üyeliği için aday olan bir kişinin, söz konusu seçime hile karıştırıldığı iddiasını içeren olağanüstü itirazı, itirazda bulunabilecek kişilerden olmadığı gerekçesiyle “yetki yönünden” reddedilmiştir.[2]


Yüksek Seçim Kurulunun bu konudaki kararlarında belli bir tutarlılık izlenmektedir.


II. İtirazın Süresi

Seçimlerin sonuçlarına itiraz süreleri Anayasa’da açıkça düzenlenmiş değildir. Bu konuda bir sessizlik vardır. Yüksek Seçim Kurulu, "tam kanunsuzluk" bağlamında bu sessizlikten bir süre kaydı olmadığı çıkarımı yapma eğilimindedir. YSK'ya göre: “Anayasamızın 79. maddesi seçim süresince ve seçimden sonra seçim kurulları ile ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları, itiraz ve şikâyet olup olmadığına ve süreye bakılmaksızın durumu (tam kanunsuzluk nedeniyle) doğrudan inceleyerek kesin karara bağlama yetkisini Kurulumuza vermiş[tir.]”[3]


Ancak bu süre kaydı olmayan durumun, “tam kanunsuzluk” hâliyle sınırlı olduğunun altını çizmek gerekir. Mevzuatta yer almadığı ve içtihatla üretildiği için kısaca bilgi vermek gerekirse tam kanunsuzluk, özellikle seçilme hakkının koşullarına dönük bir kavramdır.[4] Vatandaşlık, yaş, okur-yazarlık/eğitim, mahkûmiyet gibi seçilme koşullarına ilişkin emredici hükümlere dönük aykırılıklar, “tam kanunsuzluk” olarak görülmektedir ve süre kaydı olmaksızın her zaman için ele alınıp incelenebilmektedir.[5] Başka bir deyişle, adayın Türk olmadığına, yaşının kanunda gösterilenden küçük olduğuna, okur-yazar olmadığı veya seçilme yeterliğini kaybettiren bir mahkûmiyeti bulunduğuna ilişkin iddialar gündeme geldiğinde bir süreden bahsedemeyiz. Zaten böyle durumlara, öncelikle “tutanak iptali” söz konusu olmaktadır.[6] ("Tam kanunsuzluk" kavramının kapsamını genişleten yaklaşımlar yok değildir. Bu kavramın içeriğini bu bağlamda geniş kavrayan yaklaşımlara ilişkin tartışmalar ayrı bir yazının konusu olabilir.)


Gelgelelim bu durumun dışında, olağan ve olağanüstü itiraz konusunda sürelere ilişkin böylesi bir sessizlik söz konusu değildir. Nitekim Anayasa-altı mevzuat, bu konuda açık hükümler içermektedir.

Öncelikle, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un “Seçimin ve Tutanağın İptali” başlıklı 25’nci maddesi bu konuda açık bir referanstır. Bu maddenin son fıkrası, 298 sayılı Kanun’un 130’uncu maddesine gönderme yapmıştır. Gönderme yapılan hükme göre, seçimlerin sonuçlarına dönük olağanüstü itiraz süresi, “tutanağın düzenlenmesinden sonra yedi gün”dür.[7] Bu süre geçtikten sonra yapılacak itirazlar, süre aşımı nedeniyle reddedilecektir.


Bu yönde bir örnek vermek gerekirse; 1999 yılında Ordu’daki yerel seçimlerde yarışan partilerden Anavatan Partisi belediye başkan adayı, Gürgentepe İlçesi Eskiköy Beldesi Belediye Başkanlığı seçiminde iki sandıkta mühürsüz oy kullanıldığı ve bir sandıkta oy kullanmayan şahısların yerine oy kullanıldığı, bunun ise seçim sonuçlarını etkileyecek düzeyde bir olay olduğu düşüncesindedir. Nitekim konu YSK’dan önce adli mercilere taşınmıştır. Bu iddia haklı görülmüş ve ilgililer hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Buna binaen yapılan seçimin iptali talebi ise YSK tarafından itiraz süreleri geçtiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Yani, görünen o ki YSK, süre koşuluna oldukça katı bir anlam vermektedir. Öyle ki seçimdeki usulsüzlüklerin bir ceza mahkemesi tarafından yargı kararıyla sonradan tespit edildiği durumlarda dahi, olağanüstü itiraz süresi geçilmiş olacağı için, itirazlar incelenememektedir. YSK’ya göre bunun bir nedeni de şudur:

“Sandık kurulu başkanı ve sandık kurulu görevlilerinin görevlerini kötüye kullanmalarının söz konusu olması ve suçun tekevvur ettiğinin anlaşılması ancak ilgililerinin cezalandırılmalarını gerektirir. Yoksa salt bu davranışlarının kanıtlanmış olması bir seçimin iptali için neden olamaz.”[8]


III. İtirazın Usulü ve Konusu

298 sayılı Kanun’un 112 ve 130’uncu maddeleri, itiraz usulleri yönünden de açıktır. 112'nci madde uyarınca "İtiraz yazı ile veya sözle yapılır." Fakat 130'ncu madde olağanüstü itirazlar yönünden diğer itiraz usullerinden farklı olarak münhasıran "yazılılık" esasını getirmiştir. Yazılı itiraz dilekçesinde itiraz edenin adı, soyadı ve açık adresi bulunmalıdır. Dilekçede itiraza konu olay ve durumların içeriğinin ortaya konulması ve ayrıca bu olayların seçimin sonuçlarına neden etki ettiğine ilişkin gerekçenin, delillerin ve belgelerin gösterilmesi gerekmektedir. Eğer bu yöndeki belgeler elde edilemiyorsa itiraz eden kişi veya kişilerden, bunun nedenlerinin ve nereden ne şekilde elde edilebileceğinin bildirilmesi beklenmektedir.


Dikkat edilirse kanun, olağanüstü itiraz yolunda soyut iddiaları yeterli görmemekte, seçimin sonuçlarına etki edecek olay ve durumları konu alan itirazın gerekçelerinin ve delillerinin gösterilmesini ve varsa belgelerinin bağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Tüm bu gerekçe, delil ve belgelerin yoğunlaşacağı konu, seçimin sonuçlarına etki edecek düzeyde bir usulsüzlük içeren olay ve durumlardır. YSK, bu düzeyde bir usulsüzlük bulunmadıkça seçimlerin iptali talebini reddedecektir. Başka bir deyişle, bir seçimin iptal edilmesi için usulsüzlüğün varlığı yeterli değildir; bu usulsüzlüğün seçimin sonucuna etki edecek düzeyde olması gerekir. Bu durum ise her olayın somut koşullarına göre değerlendirilebilir. Bu nedenle, konuyu daha iyi kavramamız, farklı bağlamlara göre verilen farklı kararlar ışığında olanaklı görünmektedir. Aşağıda farklı bağlamlarda YSK’nın ulaştığı farklı sonuçları aktaracağım.


A. Seçmenleri Yanılgıya Sevk Eden Pusulalar

Yüksek Seçim Kurulu, seçimlerde kullanılan pusulaların seçmenleri yanılgıya sevk etmemesi gerektiği konusunda oldukça titizdir. Böyle bir durum, usulsüzlüğün ağırlığına bağlı olarak, seçimlerin iptaline yol açacak bir neden olarak görülebilir.


Örneğin bir siyasi partinin ambleminin oy pusulasında bulunmaması veya o siyasi partinin yerine seçime katılmayan bir siyasi partinin logosunun konulması seçimin iptali nedenidir. Mesela 1999 yılında Samsun ilinin Çarşamba ilçesinin Hürriyet Beldesi’nde yapılan seçimde Anavatan Partisinin logosunun yerine seçime katılmayan Demokratik Sol Parti’nin amblemi konulmuştur. Yüksek Seçim Kurulu, bu durumu seçmeni yanılgıya sevk edici nitelikte görmüş ve seçimin iptaline karar vermiştir.[9]


Benzer türden yanılgı, adayların isimleri yönünden de söz konusu olabilir. Örneğin 2004 yılındaki yerel seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisi, Antalya İli Serik İlçesi Abdurrahmanlar Beldesi belediye başkanlığına Mustafa Özen isimli bir vatandaşı aday göstermiştir. Fakat birleşik oy pusulasında bu kişinin ismi “Ramazan Özen” olarak yazılmıştır. Süresinde yapılan itiraz üzerine YSK şöyle bir tespitte bulunmuştur:


“Seçim iş ve işlemleri kamu düzeni ile ilgilidir. Seçimlerin amacı, seçmenin hür iradesi ile seçeceği kişileri belirlemesidir. Seçmene iradesini belirlemesinde hataya ve kuşkuya düşmemesini sağlayacak yolların gösterilmesi gerekmektedir. Bu da oy pusulasında siyasi partilerin ve adayların gösterilmesi ile olur. Yasada öngörülen biçimde düzenlenmeyen oy pusulası ile yapılan seçim geçerli değildir, iptali gerekir. Bu olgu ve bulguları göz önüne alarak, birleşik oy pusulasındaki yanlışlığın seçim sonuçlarını etkilediğinden (…) seçimlerinin iptaline karar verilmelidir.”[10]


Bu örneklerden de görüldüğü gibi seçim pusulalarındaki, seçmenlerin yanılgıya düşmesine neden olacak esaslı hatalar, seçimin iptaline neden olabilmektedir. Fakat bu düzeyde olmayan hatalar ise iptal nedeni sayılmamaktadır. Örneğin YSK, 2004 yerel seçimlerinde bir adayın isminin oy pusulasına yanlış değil ama eksik yazılmasını (ikinci isminin yazılmamasını) seçmeni yanılgıya sevk edici nitelikte görmemiştir. Bu nedenle de seçimin iptali talebi reddedilmiştir.[11]


B. Mühürsüz Oy Pusulaları ve Diğer Sandık Kurulu Hataları

Hatırlanacak olursa, 2017 yılındaki Anayasa değişikliği için yapılan halkoylamasından sonra en çok tartışılan konulardan biri de mühürsüz oy pusulalarıydı. Yüksek Seçim Kurulu, sandık kurulunun ihmalinden ötürü üzerinde mühür olmayan pusulaların da geçerli sayılabileceğini ve böyle bir usulsüzlüğün iptal nedeni olmadığı sonucuna ulaşmıştı.[12] Kurul, oldukça tartışmalı bu yaklaşımını, seçimlerde de uygulamaktadır. YSK’nın farklı seçimlerde rastlanan geleneksel yaklaşımına göre, “sandık kurulunun ihmalinden doğan şekil noksanlıkları tek başına oyun iptaline neden olmayacağı gibi serbestçe oluşan seçmen iradesi ile belirlenen seçim sonuçlarını etkilemez.”[13] Öyle ki mühürsüz oy usulsüzlüğü, iki aday arasındaki farkın az olması durumlarında dahi seçimin iptali ve yenilenmesine neden olmayacaktır.[14]


Buna karşılık, sandık kurulunun yaptığı hatanın oy sayılarına etki edecek türden olması durumunda seçimin iptali söz konusu olabilir. Örneğin seçmen sayısından fazla çıkan zarfların, mevzuatın öngördüğü kurallara göre (örn. rastgele sayıda zarfın çekilip imha edilmesi) seçmen sayısına eşitlenmeden sayım dökümün sonuçlandırılması durumunda sonuç farklı olabilir. Bir köy muhtarlığı seçiminde bu denli hata seçim sonucunu etkileyebilir ve bu nedenle de seçimin iptaline neden olabilir.[15] YSK, bir başka kararında da seçimin sonucuna etki edecek düzeyde mükerrer oy kullanılması durumunda, bu oyların kazanan adaydan düşülmesi veya diğer bir adaya aktarılmasının söz konusu olamayacağını, böyle bir durumda, seçimin iptaline karar verileceğini söylemiştir.[16]



C. Oy Hakkına Sahip Olmayan Kişilerin Oy Kullanması

YSK’nın, seçimlerin iptaline karar verdiği olayların büyük bir kısmı, oy kullanma yetkisine sahip olmayan kişilerin oy kullandığı durumlarla ilgilidir. Burada hemen şu noktanın altı çizilmeli: Bir seçimde oy kullanma yetkisine sahip olmayanların oy kullanmış olması tek başına seçimin iptali nedeni değildir. Bu oyların, "seçimlerin sonuçlarına etki edecek düzeyde" olması gerekmektedir.


Örneğin 1999 yılında Samsun Ayvacık Belediye başkanlığı seçiminde bu durum yaşanmıştır. Anavatan Partisi adayı 1496 oy, Fazilet Partisi adayı ise 1504 oy almıştır. İki partinin arasındaki oy farkı sadece 8’dir. Yapılan itirazda, söz konusu seçimde dört erbaş, dört akıl hastası kişinin oy kullandığını ve bir kişinin ise mükerrer oy kullandığını gösteren bilgi ve belgeler Yüksek Seçim Kuruluna sunulmuştur. Bu itiraz üzerine, seçimin sonucunu değiştirecek oranda usulsüzlüğün “delil ve gerekçe” ile ortaya konulduğunu tespit eden YSK, “oy sayısının da iki parti arasındaki oy farkını kapatır veya aşıyor olması nedeniyle seçimin iptaline” karar vermiştir.[17]


Bu örnek tekil de değildir. 2004 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisinin arasında sadece 1 (bir) oy farkı varken, bir erin oy kullandığının tespit edildiği Malatya-Dilek Belediye başkanlığı seçiminin[18] ve Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin arasında sadece 1 (bir) oy farkı varken kısıtlı iki kişinin oy kullandığının tespit edildiği Aksaray-Acıpınar seçiminin iptali bu kategoriden olaylara örnek gösterilebilir.[19] Bu kararların tamamında oy kullanma hakkına sahip olmayan kişiler oy kullanmışlardır ve bu oyların kime verildiği belli değildir. En önemlisi de usulsüz oy miktarları da seçim sonucunu etkileyecek düzeydedir.[20]


D. Seçmen Listelerinde Usulsüzlük

Seçimlerin iptali konusunda en çok tartışma yaratan konulardan birini de seçmen listelerindeki usulsüzlüklerdir. Nitekim hâlihazırda Ekrem İmamoğlu olayında da en çok gündeme taşınan neden bu görünmektedir. Yüksek Seçim Kurulu'nun bu konuda da çok sayıda kararı vardır. Örnek vermek gerekirse; 1999 yılında İzmir İli Torbalı İlçesi Karakuyu Beldesinde yapılan Belediye Başkanlığı seçiminde oy farkı 60 civarıdır. Bu seçimden sonra ceza mahkemesi, bir muhtarın 151 kişiye, başka bir mahallede ikamet ediyormuş gibi ikametgâh ilmühaberi verdiğini; bu kişilerin seçmen kütüğüne kayıtlanmalarını ve oy kullanmalarını sağladığını tespit etmiştir. Muhtar, 1 yıl 2 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Adayların arasındaki oy farkından daha fazla sayıda seçmenin usulsüz şekilde kaydırılmasıyla ilgili usulsüzlüğün yargı kararıyla tespit edildiği bu olayda YSK, seçimlerin iptali talebini reddetmiştir. Yüksek Seçim Kurulu, söz konusu olayda kesinleşen seçmen listelerinde sonradan anlaşılan usulsüzlükler ile seçimlerin iptali arasında, md. 130/son’da yer alan "tam kanunsuzluk" durumları bulunmadıkça, kendiliğinden bir bağ olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu sonuç, benzer türden seçim suçları ve sahtecilik örnekleri için de aynen uygulanmıştır.[21]


YSK’ya göre:

“Bilindiği üzere her seçim döneminde Yüksek Seçim Kurulunun kabul ve ilan ettiği seçim takviminde belirlenen zamanlarda seçmen listeleri askıya çıkarılmaktadır. 18.04.1999 günü yapılan seçimde Yüksek Seçim Kurulunca kabul ve ilan edilen seçim takvimine göre sandık seçmen listeleri askıya çıkarılarak güncelleştirilmiş ve itirazlar incelenerek kesin olarak karara bağlanmış ve bu listeler kesinleşmiştir. Seçim hukukunda, kurulların kararları yanında bazı hallerde kurul başkanlarının verdikleri kararlarında yargı kararı niteliğinde ve kesin olduğu öngörülmüştür. 298 sayılı Kanunun sandık seçmen listelerine yapılan itirazların karara bağlanması ile ilgili 122. maddesinde, ‘(…) yapılan itirazlar, itirazın yapıldığı kurul başkanınca kesin karara bağlanır’ denilmek suretiyle bu kararlar diğer makam ve mercilerin incelemesinin dışına bırakılmıştır. Bu nedenlerle, itiraza konu sandık seçmen listelerinin itiraz üzerine yeniden ele alınması ve incelenmesi mümkün değildir. Kesinleşmiş seçmen kütüklerindeki yolsuzluklara ve 298 sayılı Kanunun 130 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının 6 ncı bendindeki hükme dayanılarak mazbatanın veya seçimin iptali istenemez.”[22]


YSK, bu kararında ceza yaptırımları ile seçimlerin iptalinin iki farklı hukuksal sonuç olduğunu ve bunların birbirleriyle mutlak bir bağ içinde olmadığını tespit etmiştir. YSK’ya göre 298 sayılı Kanun’un (md. 140-148) veya Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerinden hareketle yolsuzluk yapan şahıslar aleyhine ilgili mercilerce takibat yapılması ve dava açılması suçların takibi yönünden doğal bir olay olup, bu bağlamda verilip kesinleşen mahkûmiyet hükümleri seçimin iptalini gerektirmez.[23]


Burada, sonradan ceza mahkûmiyeti gibi durumların, olağanüstü itiraz süresinin geçmesi sorununu da içerdiği kaydedilmelidir. Nitekim 1999 yerel seçimlerinde, Ordu-Gürgentepe’de mühürsüz oy kullandırılması, oy kullanmayan kişilerin yerine oy kullandırılması gibi eylemlerden ötürü üç sandık kurulu başkanı ve bir sandık kurulu görevlisi mahkeme kararıyla mahkûm edilmesine rağmen, seçimin iptali için gerekli itirazların süresinde yapılmamış olması da iptal talebinin red nedeni olmuştur.[24]


E. Sandıkların Çalınması

Seçimin sonuçlarını etkileyecek türden usulsüzlükler sınırlı sayıda değildir. Hırsızlık gibi adi suçlar da duruma göre böyle etki doğurabilir. Örneğin 2004 seçimlerinde Malatya Kurşunlu’da iki seçim sandığı çalınmıştır. Çalınan sadıklardaki oy sayısı 637’dir. Bu sayı, belediye seçiminin sonucunu etkileyecek düzeydedir. Bu nedenle beldede, belediye başkanlığı, belediye meclisi üyeliği seçimleri ile sandıkların çalındığı mahalle seçiminin yenilenmesine karar verilmiştir.[25]


F. Sandıkların Erken Açılması

Seçimin sonuçlarına dönük enteresan örneklerden biri de küçük köylerde sıklıkla karşılaşılan sadıkların erken açılması olayıdır. Bilindiği gibi oy verme süresi, 298 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesi hükmüne göre saat 08.00’den 17.00’a kadar geçen zaman olarak belirlenmiştir. Buna karşın Reşadiye İlçesi Karataş Köyündeki bir sandık, saat 17.00 beklenmeden saat 12.30’da açılmış, oy sayım ve dökümü yapılarak tutanaklar, İlçe Seçim Kuruluna teslim edilmiştir. Bu sonuca göre muhtar adaylarından biri 35, diğeri 31 oy almıştır. Fakat bu olayda sandıkların erken açılmasından dolayı, oy kullanmayan seçmen sayısı 28’dir. 28 seçmenin hangi yönde oy kullanacağı bilinmemektedir. Dolayısıyla bu oranının seçimin sonuçlarını etkileyecek düzeyde olmasından ötürü seçimin iptaline karar verilmiştir.[26]


Sınırlı sayıda olmayan bu örnekler çoğaltılabilir.


IV. Seçimlerin İptali Kararının Sonuçları

Yüksek Seçim Kurulu, bir seçim çevresinde yapılan seçimin, seçim işlemleri nedeniyle iptaline karar vermesi durumunda, o seçim çevresinde yeniden seçim yapılır. İl seçim kurulu, seçimin iptaline ilişkin kararını ilan ettiği gibi kararın kesinleşmesinden sonra o çevrede seçimin yapılacağını da derhal ilan edecektir. Bu ilandan sonra gelen 60’ıncı günü takip eden ilk Pazar, kural olarak, oy verme günüdür.


YSK’ya göre seçimlerin iptali hâlinde dahi, bu iptal kararları karardan önceki statülere etki etmez, başka bir deyişle geriye yürümez.[27]


***


Buradaki notlar bir makale gibi kaleme alınıp sonuçlandırılmadı. Fakat aktarılanlardan önemli olan bilgileri süzerek yinelemek gerekirse; bu örneklerden de görüldüğü gibi seçimlerde bazı usulsüzlüklerin varlığı tek başına iptal nedeni değildir. Usulsüzlüklerin, seçimin sonuçlarına etki edecek düzeyde olması gerekir. Bu düzeyde iddiaların ise spekülatif ve sübjektif olmaması; belge, delil ve gerekçelerle ortaya konması gerekir.


İstanbul'da 14 Nisan 2018 itibarıyla seçimlerin iptali koşulları yoktur. Konuyla ilgili en dişe dokunur iddia "seçmen kaydırma" iddiasıdır. Fakat bu yöndeki iddialar, YSK'nın seçmen listeleri askıya çıktığında ileri sürülmeli ve gerekli itirazlar o zaman yapılmalıydı. Listeler kesinleştiği için bu listeler konusunda bugün YSK'nın yeniden inceleme yapması kural olarak olanaklı değildir.


Buna karşın adli mercilerin bu yöndeki soruşturmaları, YSK ile işbirliği hâlinde, yapmaları mümkündür. Gelgelelim adli makamların tespit ettiği hukuka aykırılıklar ise ceza hukukunun konusu olacaktır. Öte yandan, bir an için ceza hukuku yönünden sahtecilik vb. türden iddiaların doğru olması durumunda dahi bu defa da itiraz sürelerinin aşımı nedeniyle bu itirazların incelenmesi, yukarıda aktarılan örneklerde görüldüğü gibi, mümkün olmayacaktır.


Olağan dışı sürelerle devam eden oy sayımlarının tekrarı, belli ki bu süreleri kaçırmama amacıyla yaptırılıyor gibidir. Gelgelelim bu ihtimalde dahi olağanüstü itiraz süresi “tutanağın düzenlenmesinden sonra yedi gün”dür. Buradaki "tutanak" ve "düzenlenme" sözcükleri üzerine ayrı bir blog yazabilirim. Zira önümüzdeki günlerde bu "tutanağın düzenlenmesi" ifadesindeki "tutanağın" hangi tutanak olduğunun ve "düzelenme anı"nın hangi an olduğunun epey tartışılacağından eminim.


DİPNOTLAR


[1]YSK, K. 1518, 15/04/1999.

[2]Ibid.

[3]YSK, K. 2400, 14/07/2004. Aynı yönde daha yeni tarihli olarak bkz. YSK, K. 23, 29/01/2005

[4]Fakat YSK farklı durumlarda da bu kavramı kullanmaktadır. Örneğin 2022 yılında Siirt’te yapılan milletvekili seçimlerinde YSK, “nedeni ister görevlilerin ihmali, ister köyde oluşturulan baskıya dayalı olsun Doğan Köyünde 17, 18 ve 19 no.lu sandıklarda sandık kurullarının fiili teşekkülü sağlanmamış, seçmenin iradesini sandığa yansıtmasına imkan verilmemiş, kişilerin en tabi hakkı olan seçme hakkı engellenmiş, seçim işlemi tam kanunsuzlukla sakatlanmıştır.” Ancak bu olayda da seçimin iptali, esasen bir milletvekilliğinin 111 oy farkla Cumhuriyet Halk Partisince kazanılması fakat oy kullanılmayan 3 sandıkta toplam 706 seçmenin kayıtlı olmasına belirlemesine dayanmaktadır. YSK, K. 978, 02/12/2002.

[5]YSK, K. 1774, 05/06/1999. Hatip Dilce olayı için bkz. YSK, K. 1022, 21/06/2011; YSK, K. 1071, 23/06/2011. 2004 yılında Akkuş İlçesi Gökçebayır Köyü muhtarlığına seçilen kişinin 25 yaşını doldurup doldurmadığı incelemesi neticesinde koşulların bulunduğu tespitiyle iptal talebinin reddi örneği için bkz. YSK, K. 2343, 26/06/2004.

[6]Bkz. YSK, K. 1536, 15/05/1999.

[7]YSK, K. 2416, 27/11/1999. YSK, bu kararın duyurusunda konu kısmında “süreden ret (7 gün)” ifadesine yer vererek bu sürenin 7 gün olduğunu da ayrıca duyurmuştur.

[8]YSK, K. 2473, 18/12/1999.

[9]YSK, K. 519, 22/04/1999.

[10]YSK, K. 1096, 10/04/2004

[11]YSK, K. 1519, 01/04/2004.

[12]YSK, K. 560, 16/04/2017. Bu karara dönük eleştiriler için bkz. Kemal Gözler, “Mühürsüz Oy Pusulası Tartışması: YSK’nın 16 Nisan 2017 Tarih ve 560 Sayılı Kararı Hakkında Bir İnceleme”,

http://www.anayasa.gen.tr/muhursuz.html

Tolga Şirin, “YSK Kararı ve Hukukun Zehirli Engerekleri”, Bianet, 21/04/2017.

https://bianet.org/bianet/siyaset/185774-ysk-karari-ve-hukukun-zehirli-engerekleri

[13]YSK, K. 1114, 02/05/1999. YSK, bir başka kararda, iki aday arasındaki oy farkının 22 olduğu fakat sandık kurulu tarafından mühürlenmemiş olduğu için geçersiz sayılan oy sayısının 145 olduğu bir yerel seçimde seçimlerin iptaline değil, mühürsüz oyların yeniden sayılması ve sonucun buna göre belirlenmesine karar vermiştir. YSK’ya göre yasanın amacı, dışarıdan getirilen oyların sandığa atılmasının önlenmesidir. Oysa ki olayda böyle bir durum olmayıp, sandık kurulunun görevi ihmal etmiştir. Bu nedenle, mühürlenmemiş oyların muteber sayılarak, görevi ihmal eden sandık görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulması gerekmektedir. Bu nedenle ilgili sandık kurulunca mühürlenmeyen ve bu nedenle geçersiz sayılan oy pusulalarının yeniden sayılarak kazanan adayın bu sayım sonucuna göre belirlenmesine karar verilmelidir. YSK, K. 935, 03/04/2004. Ayrıca aynı yönde bkz. K. 489, 19/04/1999. YSK’nın sadece “zarfların mühürlenmesi (oy verme sırasında sandık kurulu başkanı tarafından her seçim için ayrı ayrı verilecek kağıtlara yazılmak ve mühürlü zarflara konulmak suretiyle) zorunluluğunu getirdiği, oy pusulalarının mühürlenmesinin yasal olarak gerekmediği” yönündeki bir kararı için bkz. YSK, K. 57, 18/02/2006.

[14]YSK, K. 1114, 02/05/1999.

[15]YSK, K. 1812, 29/04/2004

[16]2004 yılında Mersin’deki Tırtar Köyü’nde yapılan seçimde 1 oy farkın bulunduğu fakat 2 seçmenin mükerrer oy kullandığı durumda mükerrer oyun ikinci adaya aktarılmasının hukuka aykırılı bulunması ve seçimini iptali konusunda bkz. K. 1246, 10/04/2004. Ayrıca bkz. YSK, K. 133, 01/04/2006.

[17]YSK, K. 1490, 14/04/1999.

[18]YSK, K. 1858, 01/05/2004

[19]YSK, K. 1775, 27/04/2004

[20]Mükerrer oy nedeniyle Hatay-Kırıkhan’daki Karamağara Köyü muhtarlık seçiminin iptali için bkz. YSK, K. 2615, 09/10/2004.

[21]YSK, K. 2400, 14/07/2004; YSK, K. 23, 29/01/2005; YSK, K. 250, 24/06/2006.

[22]YSK, K. 718, 02/12/2000. Benzer yönde bkz. YSK, K. 2400, 14/07/2004; YSK, K. 23, 29/01/2005; YSK, K. 250, 24/06/2006.

[23]Ibid.

[24]YSK, K. 2473, 18/12/1999

[25]YSK, K. 848, 01/04/2004.

[26]YSK, K. 240, 17/06/2006.

[27]Yasanın bu açık hükmüne göre, bir mahallenin hukuki anlamda kurulmuş olması gerekli işlem ve prosedürün yerine getirilmesine bağlıdır. Aksi takdirde bu işlem ve prosedüre uyulmadan bir mahallede seçim yapılması bu seçime hukukilik kazandırmaz. Ancak, belirtilen usule uyulmadan yapılan mahalle muhtarlık seçimi sonunda seçilen muhtarın, muhtarlığının iptaline kadar geçen süre için muhtar olarak kabulü gerekir. YSK, K. 198, 08/04/2000.

821 görüntüleme1 yorum

Telefon/Faks

T: 216 349 84 00

F: 216 338 77 10 
 

  • facebook
  • Twitter Clean
  • w-googleplus

Sosyal Medya Takip:

 

© 2014 by Tolga Şirin